Yanık Yurt Sergisi: İzmir’in Acı Hatıraları
1502 okunma

Yanık Yurt Sergisi: İzmir’in Acı Hatıraları

Kasım 18, 2024 08:44
Yanık Yurt Sergisi: İzmir’in Acı Hatıraları
0

BEĞENDİM

Kurtuluş Savaşı’nın sonlarında, Batı Anadolu’da Yunan ordusunun gerçekleştirdiği “yakarak imha etme” politikası, İzmir’in tarihi boyunca kayda değer bir yer tutmaktadır. 15 Mayıs 1919’da İzmir’e giren Yunan kuvvetleri, burayı işgal ettikten sonra, Türkleri yerlerinden zorla göç ettirmek amacıyla katliamlar, yağmalar ve tecavüzler gerçekleştirmiştir. Yunan ordusu, Büyük Taarruz sırasında yaşadığı bozgundan sonra, geri çekilmeden önce işgal ettikleri yerleşim alanlarını sistematik bir şekilde ateşe vermeye başlamıştır. Afyonkarahisar’dan başlayarak Uşak, Salihli, Alaşehir, Turgutlu ve Manisa gibi birçok yer, bu imha politikasının kurbanı olmuştur.

Özellikle 9 Eylül 1922’de İzmir’in işgali sona ererken, şehirdeki savaş hali devam ediyordu. Yunan ordusunun uyguladığı kundaklama eylemleri, 13 Eylül 1922 tarihinde Ermeni Mahallesi çevresinde 20 farklı noktada kundaklama girişimi ile zirveye ulaştı. O gün, şiddetli bir lodos yangını daha da büyüterek, İzmir itfaiyesinin müdahale etmesini imkansız hale getirdi. Yangın, 52 saat süresince sürdü ve bu süre zarfında şehirdeki 42 bin 945 haneden sadece 14 bini ayakta kalmayı başardı. İzmir adeta bir ateş denizi haline geldi ve şehir ortasında devasa bir yangın yarası açıldı.

Bütün bu olaylar ve yıkımlar, “Yanık Yurt” isimli bir sergide belge ve görsellerle ziyaretçilere sunuluyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nde (APİKAM) açılan serginin küratörlüğünü İzmir Kent Tarihi Araştırmacısı ve Koleksiyoner Nejat Yentürk yürütmekte. Sergide yer alan “yanık” kokusu, ziyaretçileri bu acı olayların yaşandığı günlere geri götürmeyi amaçlıyor. Hem yerli hem de yabancı ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği sergi, bu sistematik imha politikasının anısını yaşatmak üzere hazırlanmış bir araştırma çalışması olarak öne çıkıyor.

Nejat Yentürk, serginin ana temasının, Yunan ordusunun geri çekilirken uyguladığı “yakarak imha” politikası olduğunu vurguluyor. Yentürk’e göre, bu politika, geride yaşam şansı bırakmamak üzere düzenlenmiştir. Yıkılan köyler, kasabalar, okullar ve diğer yaşam alanları, yakılan yalnızca fiziksel yapılar değil, aynı zamanda bir toplumun geleceği ve kültürel mirasıdır. Yunan ordusu, yalnızca konutları değil, sosyal bağları da yok etmek için yoğun bir şekilde hareket etmiştir; bunun sonucunda, depolardaki ürünlerden meyve bahçelerine kadar birçok şey ateşe verilmiştir.

Ayrıca Yentürk, İzmir’deki yangın söndürme çabalarının da oldukça yetersiz olduğunu dile getiriyor. 1922’de İzmir itfaiyesi, yalnızca bir buharlı yangın söndürme aracı ve birkaç eski model araçla yangınla başa çıkmaya çalışıyordu. Bu, dönemin yangın mücadele standartları ile kıyaslandığında son derece yetersizdi; çağ benzinle çalışan motorlu itfaiye araçlarıydı, fakat İzmir bu tür modern araçlardan yoksundu. 1886’dan kalan bir araç ile büyük ölçekli bir yangınla mücadele etmek mümkün değildi.

Nejat Yentürk, Yunan ordusunun İzmir’e gelme sürecinde uyguladığı imha taktiğinin son derece planlı ve sistematik olduğunun altını çiziyor. Manisa kentinin%90’ının yok edilmesi, Turgutlu’nun ve diğer pek çok kasabanın yakılması, bu durumun tesadüfi olmadığını gösteriyor. Bunun sonucunda, yerleşim yerlerinde büyük bir insan kaybı ve tahribat yaşanmış oldu. Yentürk, Kurtuluş Savaşı’nın bu acı yönüne dair daha fazla farkındalık sağlama amacı taşıdıklarını belirterek,

En az 10 karakter gerekli